HÜSEYİN SORGUN ELEŞTİRİSİ


Bernarda Alba'nın Evi'nde yas var

HÜSEYİN SORGUN
31 Aralık 2007, Pazartesi / Zaman Gazetesi

 


Bernarda Alba'nın Evi örnektir bu söylediklerime. İspanyol edebiyatının güçlü kalemi Federico Garcia Lorca'nın yazdığı son oyun Bernarda Alba'nın Evi, kadınların dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor seyirciyi. Oyun, İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda Engin Alkan rejisiyle sahneleniyor.


Bernarda Alba (Ayça Telırmak), ikinci kocasını da toprağa gömüp, yas tutanları savuşturduktan sonra hane halkına ilan eder yas geleneğini: "Sekiz yıllık yas süresince, sokaktan hava sızmayacak içeri. Kapılar, pencereler tuğlayla örülmüş gibi davranacağız. Babamın evinde de böyle olmuştur." İlk eşinden bir, ikinci eşinden dört kızı, iki hizmetçisi ve annesi ile birlikte yaşayan Bernarda Alba, varlıklı, gururlu ve sert bir kadındır. O, yas ilan edip bunu sürdürmekte kararlı görünürken, evlenme çağındaki kızları için durum hiç de kanıksanacak türden değildir.


Bernarda'nın kocasının neden öldüğünü bilmeyiz. Bildiğimiz bir şey vardır ki, avlunun dışında hayat hiç de iyiye gitmemektedir. Ve Bernarda kocasının yokluğunda, beş kızının namusunu korumanın ağırlığını üzerinde hissetmektedir. Evin sınırlarını avlu duvarlarıyla çizmesinin nedeni budur. Ancak dışarıdaki değişim içeride gelgitler meydana getirmekte gecikmez. Kurallara ilk isyan seksenine dayanmış yaşı ve yarı meczup haliyle annesi Maria Josefa'dan (Bercis Fesçi) gelir. Bu öylesine önemsenecek bir durum değildir, küçük kızı Adela'nın (Aslı Altaylar) durumunun yanında. İlk eşinden olma büyük kızı Angustias (Elçin Altındağ), Pepe adlı gençle nişanlanırken, bu genç adam birçok yürekte başkaca gelgitlerin izlerini bırakacaktır. Ne küçük kardeşi Adela'yı yüreğinden geçenleri dile döktüğü için ayıplayan Martirio (Özlem Türkad), ne umursamaz tavırlarına rağmen Amelia (Ayşen Çetiner), ne de çoktan vazgeçmiş görüntüsüne rağmen Magdelena (Neslihan Öztürk) kayıtsız değildir olan bitene.


Bu yolculukta Bernarda'nın da gözlerini açmaya çalışan sırdaşı La Poncia (Sevil Akı) olacaktır. Ancak gecenin karanlığı çöktüğünde gerçeklerin başka çehreye bürünmesi doğaldır. Avlunun dışından gelen dilenci kadın (Oya Palay), aslında dışarıdaki hayatın bir suretini verir. Arada bir duyulan sesler ve bir kadının namus yüzünden katledilmesi de dışarıya dair bilgiler arasındadır.


Bernarda Alba'nın Evi, kocasını kaybetmiş bir kadının, babalarını kaybetmiş beş kız kardeşin ve hepi topu on kadının ortak öyküsünü sahneye taşıyor. Lorca'nın anlattığı öykü, Engin Alkan'ın ustalıklı rejisi ve oyuncuların en ince detaylarına kadar canlandırdığı kadın karakterler ile sıcak bir anlatı olarak akıp gidiyor. Bir masal atmosferinde başlayan oyun, yalın bir gerçekle sonlanırken, özenle hazırlanmış gelinlik kefene dönüşüyor. Korkuların gölgelediği kadın yaşamlarından izdüşümlerle ilerleyen Bernarda Alba'nın Evi ikinci bir yasla sarsılırken, geriye duygusal gelgitlerin örselediği yorgun kadınları miras bırakıyor. Bir de avlunun içine sızıp dengeleri altüst eden Pepe'yi...

Bernarda Alba'nın Evi'nden bir ışık sızıyor dışarı... Asırlık korkuları ürküten ve insan sıcaklığını hissettiren bir ışık... Pepe, bu ışığın izini sürüyor...


Sahi onun öyküsünü kimden dinlemeli?


Belki de bütün kadınlardan!..


HÜSEYİN SORGUN









Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !